TARİH 31 MAYIS 2013 VE BİR AĞACIN GÖLGESİNDEN BİR HALK ŞAHLANIR.

Başımızdaki beyefendinin diktatör edasıyla her türlü yasağı, yalanı dolanı, manipülasyonu üstümüze kustukça sustuk. Onun, kendisine ait olmayan her türlü fikri aşağılayan gülümsemesine katlandık. Ona paşam demeyen her bireyi düşman belleyen kinini dehşetle izledik. Hayal ettiği gibi davranmayan gençliği, aptal yerine koyuşuna tanık olduk.

Kaç çocuk sahibi olacağımızdan, nasıl bir eğitim alacağımıza; saat kaçtan kaça kadar içebileceğimizden, neyi ne kadar izleyeceğimize, okuyacağımıza o karar verdi. Her gün üstümüze yeni sıfatlarla ekleyen hakaretlerini dinledik. Kendi kendimize, kendi içimizde mırıldanıp durduk. Tepkimizi gösterebileceğimiz bir yol, bir alan bulamadık. Etrafta bizi kardeşlerimize, arkadaşlarımıza düşman ilan eden partiler, fikirler dolanıyordu sadece. Ve bir gün o bir hata yaptı. Üç beş çapulcuya, üç beş çanak çömleğe, üç beş ağacı ekledi, hem de yine yüzünde o aşağılayıcı gülümsemeyle. Duyarsızlığıyla suçlanan 80 sonrası gençlik abilerini, ablalarını şaşırtan bir karar alıp, Cumhuriyet tarihini en büyük eylemi için sokaklara döküldü. Apolitik simge haline gelen ağacını korumak için parkına yürümek istedi. İşte ne olduysa o anda oldu. Sadece ben de bu ülkede yaşıyorum demek isteyen insanların üstüne kontrolsüz bir güçle polis saldırdı. Elbette binlerce insan bir meydanda toplandığında oluşabilecek sorunları önlemek için polis orada olmalıydı. Ama o meydandaki sorun ona karşı toplanan halkın kendisiydi. Basit bir yürüyüş, birden bir birey (Evet, o bir bireydir. Üstündeki sıfatı ona belli bir süreliğine halk vermiştir.) ile halk arasında inatlaşmaya, halkın bir diktatöre direnişine dönüştü.

Ve 31 Mayıs 2013 gününde Türkiye Cumhuriyeti’nde bir halk direnişi başladı. Onun gözleri kibirle körleşmişti. İnsanları sakinleştireceğine onları tehdit ediyor, ağacımı sökme diyenlere alaycı bir ifadeyle dikleniyordu. Maaşını halkın vergileriyle ödediği polisi gittikçe artan bir şiddetle halkının üstüne saldı. Oysa gaz bulutunun, çekilen eziyetin altında Türkiye’nin geleceğinde yeşerecek ve dimdik duracak bir çınar ağacının tohumu atılıyordu. O, medya üstündeki gücünü kullanarak o tohumun görünmesini, engellenmeye çalışılsa da annelerimiz, babalarımız, abilerimiz, ablalarımız evlerinde her şeye şahit oldular. Hiçbir zaman bir araya gelmemiş gruplar gaz bulutunun içinde, yeşerecek o çınarın gölgesinde, geleceği için bir arada durup, direndiler polis eziyetine. Sağcılar, solcular; Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray taraftarları, Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler; Cumhuriyet tarihi boyunca birbirine düşman edilmeye çalışılmış herkes bir arada dimdik durdu, bir inada, bir nefrete karşı. Savaş alanına dönen sokaklarda yemek, su ve ilk yardım desteği çevre esnaflardan, okullardan, tiyatrolardan geldi. Gönüllü doktorlar, avukatlar insanlara yardım etmek için meydanlara koştular. Onlar dağıtmaya çalıştıkça insanlar çoğaldı ve dev gibi tek bir yumruk halini aldı. Anadolu halkının asla bir araya gelmemesini isteyenler, halk büyük bir inançla bir ağacın gölgesinde tekrar bir araya gelirken bir şey yapamadılar. İktidarın eli ayağı birbirine dolandıkça insanlar gerçekleri görmeye başladı ve o direniş beklenen bir bahar günü gibi birden tüm ülkeye yayıldı.

Derin bir uykudan uyanan halk gözünü ilk açtığında gördüklerine inanamadı. Aynı camide namaz kıldığı dostuna, aynı takıma tezahürat ettiği kardeşine, kahvede tavla oynadığı arkadaşına, bacısına, amcasına, dedesine dağıtmak değil, zarar vermek amaçlı, yere paralel pozisyonda gaz bombası atan, karşısında bir düşman varmış gibi saldıran polisin, emirlere uyan bir memurdan çok, başka bir şey olduğuna tanık oldu. Ulusal yayın yapan televizyon kanallarının beyefendinin gücüyle ele geçirildiğini fark etti. Milyonlarca insan sokaklarda, meydanlarda polis şiddeti altında eziyet çekerken, onlar güzellik yarışması, penguen belgeseli yayınladılar. Haber verme zamanı geldiğinde de gerçekleri ustalıkla çarpıttılar.

Gaflet ve dalalet içindeki iktidar sahipleri medyayı kullanarak her ne kadar olayların boyutlarını küçük göstermeye çalışsa da halkın aslında ne kadar büyük bir güç olduğunu anladılar ve korku yer değiştirdi. Yıllardır eli sopalı iktidar tarafından sindirilen halkın direnişi artık onları korkutuyordu.

Basit bir ‘ağacımı kesme’ yürüyüşü bir direnişe, zulüm altındaki bu direniş bir halk devrimine dönüştü. Ve bayramları elinden zorla alınan halk kendine yeni bir bayram hediye etti.

Hepinizi çok seviyorum, hepinizle gurur duyuyorum.
Sevgilerimle
Erbuğ Kaya

Not: Ben bu yazıyı yazarken direniş yurdun dört bir tarafında devam ediyordu.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir